Bir kuytuda sessizce

Çocuğuna gebeyken çalışan orospular gibi uyuşmuş beynim, eksik yanlarına küfürlerle övgü yağdırıyor bedenimin. Her küfrediş bir yakarış olup çınlıyor köprü altı çocukların yoksulluktan taşlaşan yüreklerinde. Her birlikteliğim bir başka tecavüz, her aşkım bir başka yıkım. Kullanılmaya alışan dudaklarımdan sözler dökülmese de iniltilerimin sessizliğiyle yoğuruyorum bilgesizliğimi. Ne yalnızım ne de açıkta. Kadehler evim, sigaram kardeşim olmuş. 3 kişilik hanemde bebeğim için yaşıyorum.

Gecenin Kralları

Ne ulaşmak istediklerimiz gözümüzde,

Ne de elde ettiğimiz zerresiz sevgiler.

Gecenin krallarıyız…

Yorgun günün yorganı altında,

Ayıplarımızın sarhoşlarına,

Günahlarımızı tattırıyoruz.

Şehvet zehrini zerk ediyoruz her bir hücremize.

Gün doğduğunda,

Günlük makyajımızı takınıp
Zoraki sahtekarlığımıza dönüyoruz.
Ne dostlar,
Ne aile
Ne de aşıklar…
Hayatı tek kişilik yaşamak için
Binlerce role bölünüyoruz.
Kendimizi kandırdığımız hayallerle
Gerçekliğimizi saklıyoruz.
Yalnızlığımız tek bencilliğimiz.
Bir tek onu paylaşmıyoruz.

Ebem KuşağI

küçükken yağmuru beklerdim penceremden
deli gibi yağsın
ya da çiselesin
farketmez
yağsın yeter.
hüznünü yere döksün gökyüzü her damlasında
ve kinini kussun
her şimşek çakışında
temizlesin göz yaşlarıyla kirini ruhun
arınsın, arındırsın
dünyayı karartan bulutları dağılırken
umudunu işlesin yüreğime
şiddetinin ardındaki yufka yüreğiyle sarsın
güneşin yedi rengini salsın üzerimize.
en çok gök kuşaklarını severdim
ve gök kuşağını kovalamayı
annem ebem kuşağı derdi onlara
ebem gibi,
her yağmur yağışında
yeniden doğar gibi ıslanırdım altında.
neşeyle şarkılar söylerdim içimden
küçüktüm
büyüdüm
hala ıslanırım altında yağmurun
artık ebem kuşağını kovalamasamda
aklımdadır gökkuşağının altından geçen çocuğun hikayesi.
düşünürüm
aklımdan geçtikçe
tebessüm eder,
ıslak kaldırımlarında
ıslak saçlarımla
sadece yürürüm.
Demlik 21/11/2009 20:26

>söz

Atmaya korktuğun adımlar gün gelir seni takip eder. öyle bir hal alır ki hayatın, ardındaki adımların sesinden korkar, yeni adımlar atamaz olursun. geçmişin tozlu ayakları altında ezilir, kendi geçmişinde yok olursun !...

başlık 7

Savur şen kahkahanı göklere gürüldesin,
sevinç gözyaşların yağmur olup damlasın acılı yüreklere,
hüznünde doğsun başkasının neşesi
acında boğulursun böylece
ama kısadır başkasını mutlu eden hüznün
kahkahan baki kalır göklerde
her bakışında gri semalara
hüzünlenirken insanlık
sen gülersin...

Rüya

yağan yağmur değil saçlarını okşayan
ellerim de
ellerin de değil bana dokunan
yüreğimi yıkan sözler senin değil
hepsi yalan, hepsi iftira
bu ne sensin
ne de benim
biz değiliz bu aciz
ve biz değiliz bu insafsız
hayat olamaz bize oyun oynayan
sadece rüya.

Başlık 5

ağlamak istiyorum acıya kana kana
yağmurun altında su olup akmak sokak mazgalarına
şehrin gri borularında gezinip
körfeze uzanmak istiyorum en umarsız
açılmak istiyorum enginlere bir sonbahar gecesinde
hissediyorum
derinlerin suyu ılık
biliyorum karanlıktır yeterince
anılarımı ve kaygılarımı gömercesine
kendimden uzak olmak istiyorum ıssız sahillerde
ve çarpsın istiyorum denizin tuzlu suyu yorgun bedenime
sadece sızmak istiyorum uzun uzun
ve unutmak tüm geçmişi
sahip olmak istemiyorum geleceğe

Başlık 4

ne tenin eskisi gibi ne de kokun
uzak artık belleğin bana
benden değisin
bir değiliz artık senle
içimi titretmiyor tenin
ne de sözlerin kalbimi
ısıtamıyor artık ellerin ellerimi
uzaksın bana, kendine olduğun kadar uzak
ve mutlusun 
mutlumusun onunla

Bakma Yüreğim

bakamıyorum gözlerine
çünkü hala ilk günkü gibi parlaklar
ve bakıyorlar en derinime
içim titriyor, ayaklarım dolanıyor birbirine
ne olur öyle sevgi dolu bakma bana
biliyorum, içi boş bakışlarının
lakin söz dinlemez yüreğim
tek sözüne, tek bakışına satar ruhumu
teslim oluverir bedenim 
kimyam bozulur
yeterki sen bakma 
bakma yüreğim

Son 3 kibrit

kör karanlıklara saplı kalbim
hançerine kın bile olamamış aşkın
yollarını gözlerken en sevdiğinin
gözleri kör olmuş dilencidir şimdi yüreğin
beklerken ardında bıraktıklarını
göremeyecek kadar kör
bile bile lades bu
gelmeyecek işte
hava soğuk
gittikçe soğuyacak
son 3 kibrit
ne yapacaksın şimdi
son dileklerin ne olacak

Acına/maya/sı

40 bin parçaya bölünmüş kaderler
bilerek ve isteyerek çekilen acılar
beyne balyoz gibi vuran anılar
ilk nefeste ciğerlere dolan acı hatıralar
yeter artık gelin üstüme
zorlayın, milyon parçaya bölün beni

kendi acısında dağlanan anlar
ve kıskançça itilen duygular
sahiplenilemeyen mutlulukara sarılı
yaşanamayan sevgilicilikler
farklı bedenlerin yamaları olup kalırlar

beklemiş yarı pişkin hayvan etleri
ne oldukları önemli değil
yavlaşık tatlarını boğazında bırakırlar
ne de olsa güzeldir beklemiş 
yarı çiğ kanın tadı donmuş yağıyla inerken gırtlaktan

bitirilememiş, üzerinden bin kez geçilmiş aşk sözleri
biraz kandırmaca, biraz yarayı tuzlama
değmediğine inandığın mutlu anlar
acınası yüreği melankoliye zorlar

sıcak suya akan bilek kanı kadar donuk, 
hissiz ve acizkar, donuk ve duygusuz 
bakışlara karışan kesif alkol kokusunda kaybolurlar
ve sonlanır bir yitik yaşanmışlıkla 

beraber onca hikaye,onca gençlik, onca anılar...

                                                                       Demlik. /13/02/2009

Hiç Gitmediğindendir

Daha ne kadar yazabilir
Ne kadar ürkerek kelimeler ardına saklanır
Yada savaşabilir
Anlamların anlamsızlaştığı anlamlı kelimeler ile

Bik iki satır daha yazılabilir
Çoğu vakit bir tek sen kaleme gelir
Yada hiç gitmediğindendir
Olana olagelmiş olgusuz acılı sevgiler ile


31.12.2008 / BURSA
Rıdvan MUTLU

Rimedio

Dumanına sarılmışım kırık sigaramın
Ruhun sayıp sevmişim
İçimde yer vermişim, ciğerlerime doldurmuşum kokunu
En yalnız hissettiğim anda cebimdeymişsin mesela
Biraz kırışık olsa da fotoğrafın
Yüzünde hala aynı gülümseme,
Dudağında aynı uçuk,
İçimde aynı sevgin...
Değişen sanırım sadece benim
Ama bu ben bildiğin ben değilim
Daha yaşlı
Daha yorgun
Daha sağlam
Ama senden yoksun.
Özledim seni, hala aklımda kokun.

                                        Demlik - 17/12/2008

Bekle

Bekle...
Kimsenin gözleri kapalı değil
Bekle...
Açıyorum alabildiğine ağır ağır

Düşlere dalıp bekle...
Artık hiçbir şeyin önemi yok değil
Yağmurlu günde bekle...
Ve şimdi hiç durma bağır bağır


17.12.2008 / BURSA
Rıdvan MUTLU

Doğamadan Küllenen Anılarıma

İnsanı yakan her acı, gerisinde külle karışık anı parçaları bırakır. Bazen insan küllerle anıları ayırır ve yeniden, yeni hayatlar kurmaya başlar. İşte ben o anlardan birindeyim. Acemiyim ayrıca. Nereye gideceğimi ve ne yapacağımı bilememenin acemiliğinde savruluyorum. Küllerime küller, anılarıma başkalarının anılarını ekliyorum pervasızca. Dolaşıyorum amaçsız, tanışıyorum insanlarla ve onların anılarıyla besleniyorum. Gecemi de bilmiyorum gündüzümü de. Uyuşturulmuş hayvanlar gibiyim, çaresiz beynim. Sadece gülüyorum. Ağlamak istiyorum... Her gün biraz daha kendimden eksiliyorum. Tutunacak dallarımı kendim kesiyorum ve artık çevremde ne dost ne de sevebileceğim insan göremiyorum. Eskiyorum günden güne, parçalanıyorum.
İşte sevgilim, seninle böyle bir günde tanışmak isterdim. Her şeyimi kaybettiğim, benliğimi bile. Kendimi tanıyamadığım o anda, seninle kendimi bulmak, o parçaları ayrıştırmadan, güzel diye adlandırdığım ama yakmak zorunda kaldığım anılarımı seninle süslemek isterdim en içten…
 Ama olmadı. Yoktun ya da sen gelmek istemedin. Geleceğini söyledi tüm falcılar, ama gelmedin. Ben mi kördüm yoksa o kadar mı derbederdim karşında. Yoksa o kötü tesadüflerden birimiydin sen de. Yanlış yerde, yanlış zamanda mı tanışmıştık. Ya da hiç mi tanışamadık senle. Ben hala bekliyorum sevgilim. Hala seni bekliyorum.
 Bugün şaşırmayacağın bir karar aldım. Temiz olmak istiyorum milyonuncu kez. Bakalım kaç gün sürecek… 
Yine saklandım. Üç gün sonra çıkarım mağaramdan. Avam kişilerle tanışıp basit işler yapıyorum hayvani. Sükunetimi kaybettim. Sesim fazla çıkar oldu karanlıkta. Artık geceleri sayıklamıyorum. Sayıklayacak bir şey bırakmamışım kendime. Ya da duyabilecek insan olmadığı için yanımda, ben bilemiyorum.
 Daha çok çalışıyorum. Bir süre de olsa beynim başka yerelerde. Evde yalnız olunca kendimi başkalarına adıyorum sanki buna ihtiyaçları varmış gibi. 
Benim neye ihtiyacım var? 
Biliyor musun sen?
 Ben bilmiyorum. 
Bilemiyorum. 
Bilmek istemiyorum. 
Sadece bitsin istiyorum. 
Bitirilsin istiyorum.  
Yoruldum hem senden hem kendimden. Kendimi bilemiyorum.
 Yine yağmur yağıyor sevgilim. Nasıl da seversin yağmur yağarken sesini dinlemeyi pencere kenarındaki kanepemizde. Hatırlar mısın, beraber uzanırdık. Sen göğsüme yaslanırdın, ben de saçlarını okşardım. İpekten telleri içimi ürpertirdi saçının. Sonra başını öperdim, yüzünü severdim. Sen de yerin sevmiş kedi gibi biraz işveli, hoşuna giderdi. Yüzünü sürerdin nasırlı ellerime, sanki daha çok sev dermiş gibi…
 O kanepe yalnız şimdi. Taşınıyorum o seviştiğimiz evden. Sokak lambasının altında, yeni sahiplerini bekliyor habersiz, biraz titrek. Yine yağmur yağıyor zaman zaman üzerine. Bazen işe giderken selamlıyorum, akşamın karanlığında okşuyorum bazen yırtık yüzünü, çıkık tellerini Hatırlarmısın, üzerinde hep bir battaniye olurdu. İskoçvari… O örtüyü kaldıramıyorum. Yıkayamıyorum aşkımızın kokusu gitmesin diye. Bazen, banyoda sabununu görüyorum. Sıradan hamam sabunu. Ne çok severdin. Elim uzanmıyor sabununa. Sanki dokunsam elimden kayıp gidecek. Sokakta yürürken kokunu alıyorum ara sıra. Islanmış toprakta sen varsın ve yağan ilk yaz yağmurunda. Sonbaharda kükreyen şimşeklerin sesinde, kışın bastıran sağnaklarda. Şemsiyesiz sevgililerin üzerinde kokun. Sokaklar sen oluyor, beni sarıyor yalnızlığım. İçim ürperiyor, gözlerim doluyor, ağlayamıyorum.
Özledim seni
                                                                                      Demlik - 07/12/2008

Saklamam sözlerimi içimde, Kalbim dilimdedir; anlayabilene...

Gizlenemeyen gerçek,
Bastırılmış Duygular
Sinmiş anılarla dolan
O en güzel yıllar.

Saklayarak geçirdiğin her gün
Katlanarak artar
Ceraatli sivilce gibi
Kendi zehirinde boğulur, çevresini yakar.

Maceradır, çoğu anlamsız
Saklamaya değmez ama, paylaşmaya da gelmez.
Çocukluk heyecanları...
Kendine adanmış gizli sözler soyu

Gırtlakta durur, tam ortada
Düğümlüdür en tatlı yerinde boğazın
Erkeksidir, saklıdır, atadır
Zaten çoğu erkeklerdedir sırların

İlk sivilceleriyle başlar ergenliğin,
Bir düğüm olup bekler yerinde.
Her yutkunuş, yeni bir kurtuluştur her öksürüş gibi
Ve yeni umutlar bitmez can çıkmadan, yinelenir, yenilenir.

                                                                                        TmT - 2006

Başlık 2

Bakabilene bakmaktan öte
Bir bakış atmak hayata,
Her anı didik didik etmektense
Akışıyla yaşamak zamanı

  TmT - 2006

O. Çocuğu

Yağmurlu bir gündü ve üşüyordun sırılsıklam
Aklın almıyordu bu yaz günü yağan serin yağmuru
Ve ellerin yüzüne gitti. Dökülen saçlarından rahatsız yüzün
Dudaklarında yorgun gecelerin sarhoşluğu
Bozulmuş rujun, akmış makyajın
Gözlerin bakayazıyor uzaklara ve uzaklara
Limanda rastladığın küçük kızın sevinç çığlığı kulaklarında
Yaz yağmuru gözlerine doluyor, sığmıyor, taşıyor
Yerler artık daha ıslak eskisinden
İşte karşında küçük kız, geçiyor önünden
Annesi, abisi ve bebeğiyle
Herkesten neşeli, herkesten hevesli,
Sanki yağmur değmiyor onlara.
Geçip gidiyorlar zilli faytonun ardından.
Dar sokaklarda kayboluyor gölgeleri
Ve yağmur siliyor izlerini
Sen yine bir başına,
Islaksın ve bozulmuş makyajınla ağlıyorsun kaldırımlarda
Yorgun dizlerin taşıyamıyor ağırlaşan ruhunu
Beynin bedeninden fırlayacak gibi zonkluyor, gözlerin mor
Belli, akşamdan kalmasın biraz, sabahın mahmurluğunu yaşamamış yüzün
Peki ya o nasıl? Kaç yaşında oldu dersin…
Üç, dört, sekiz?..
Hala aklında onu terk edişin
Mecburdun belki, yoksulda değildin ayrıca
Ama beden işçisiydin
Yanında taşıyamazdın bir günahsızı günahlarınla
Daha doğmadan adını koymuştun oysa
Melisa
Şimdi o da yorgun ve seni arıyor
Durumu gayet iyi, artık liseye gidiyor
Yeni bir annesi ve yetimhaneden kurtaran kahraman bir babası
Bir de abisi var zor günler için yanında ona destek olan.
Öğretmen olacak kızın, öyle istiyor…
Kaç yıl geçti aradan ve kaç beden geçti üzerimizden
Tenin hala temiz, yüreğin hala yaralı
Sen gecelerin işçisi, yorgun baykuş
Sana biçilen kaderi yaşıyorsun, o da kendininkini.
Unutmalısın artık. Yaşanmıyor acıyla
Keder dinmiyor onu acıyla andıkça
Toparlan artık bak öğlen oluyor.
Dinlenmelisin, yaz akşamları iş çok oluyor
Haydi kalk ayağa, sil makyajını
Sıcak duşunu al, boyozun ve çayın masanda olsun.

Giden gitti kalan sağların canı sağolsun   

                                                                     07/12/2008 - TmT

Başlık 1

Güzel kıyafetler yada makyajlı yüzler
Kapatamaz ruhun pürüzlerini
Düzeltemez Yüreğin Acısını
Dindiremez beynin yangısını,
Anlatamaz hayatı

Kim anlayabilir ki aslında kim olduğumuzu
Kime açabiliriz
Yüreğimizin en derin kapılarını
Paylaşabilirmiyiz en küflü anılarımızı

Zehirli bir oksa söz,
Vede kınıysa yürek hançerin
Bu hayatta yaşamaya ne gerek
Artık çekemiyorsak kimseyi
Ya da özlüyorsak geçmişi sırılsıklam
Neyimize gerek bugünü yaşamak

                                                  TmT 22 / 10 / 2006

Bizden

Yanıyor da elbet en derinden
Kimi uyurken
Kimi ağlarken
Kimi gülerken

Sızı sızı kötü cümlelerden
Bir senden
Bir ondan
Bir bundan

Sözler aşikar, yüzler aşikar
Söylediklerimizden
Ve söyleyemediklerimizden
Arada bizden


02.12.2008 / BURSA