Hiç Gitmediğindendir

Daha ne kadar yazabilir
Ne kadar ürkerek kelimeler ardına saklanır
Yada savaşabilir
Anlamların anlamsızlaştığı anlamlı kelimeler ile

Bik iki satır daha yazılabilir
Çoğu vakit bir tek sen kaleme gelir
Yada hiç gitmediğindendir
Olana olagelmiş olgusuz acılı sevgiler ile


31.12.2008 / BURSA
Rıdvan MUTLU

Rimedio

Dumanına sarılmışım kırık sigaramın
Ruhun sayıp sevmişim
İçimde yer vermişim, ciğerlerime doldurmuşum kokunu
En yalnız hissettiğim anda cebimdeymişsin mesela
Biraz kırışık olsa da fotoğrafın
Yüzünde hala aynı gülümseme,
Dudağında aynı uçuk,
İçimde aynı sevgin...
Değişen sanırım sadece benim
Ama bu ben bildiğin ben değilim
Daha yaşlı
Daha yorgun
Daha sağlam
Ama senden yoksun.
Özledim seni, hala aklımda kokun.

                                        Demlik - 17/12/2008

Bekle

Bekle...
Kimsenin gözleri kapalı değil
Bekle...
Açıyorum alabildiğine ağır ağır

Düşlere dalıp bekle...
Artık hiçbir şeyin önemi yok değil
Yağmurlu günde bekle...
Ve şimdi hiç durma bağır bağır


17.12.2008 / BURSA
Rıdvan MUTLU

Doğamadan Küllenen Anılarıma

İnsanı yakan her acı, gerisinde külle karışık anı parçaları bırakır. Bazen insan küllerle anıları ayırır ve yeniden, yeni hayatlar kurmaya başlar. İşte ben o anlardan birindeyim. Acemiyim ayrıca. Nereye gideceğimi ve ne yapacağımı bilememenin acemiliğinde savruluyorum. Küllerime küller, anılarıma başkalarının anılarını ekliyorum pervasızca. Dolaşıyorum amaçsız, tanışıyorum insanlarla ve onların anılarıyla besleniyorum. Gecemi de bilmiyorum gündüzümü de. Uyuşturulmuş hayvanlar gibiyim, çaresiz beynim. Sadece gülüyorum. Ağlamak istiyorum... Her gün biraz daha kendimden eksiliyorum. Tutunacak dallarımı kendim kesiyorum ve artık çevremde ne dost ne de sevebileceğim insan göremiyorum. Eskiyorum günden güne, parçalanıyorum.
İşte sevgilim, seninle böyle bir günde tanışmak isterdim. Her şeyimi kaybettiğim, benliğimi bile. Kendimi tanıyamadığım o anda, seninle kendimi bulmak, o parçaları ayrıştırmadan, güzel diye adlandırdığım ama yakmak zorunda kaldığım anılarımı seninle süslemek isterdim en içten…
 Ama olmadı. Yoktun ya da sen gelmek istemedin. Geleceğini söyledi tüm falcılar, ama gelmedin. Ben mi kördüm yoksa o kadar mı derbederdim karşında. Yoksa o kötü tesadüflerden birimiydin sen de. Yanlış yerde, yanlış zamanda mı tanışmıştık. Ya da hiç mi tanışamadık senle. Ben hala bekliyorum sevgilim. Hala seni bekliyorum.
 Bugün şaşırmayacağın bir karar aldım. Temiz olmak istiyorum milyonuncu kez. Bakalım kaç gün sürecek… 
Yine saklandım. Üç gün sonra çıkarım mağaramdan. Avam kişilerle tanışıp basit işler yapıyorum hayvani. Sükunetimi kaybettim. Sesim fazla çıkar oldu karanlıkta. Artık geceleri sayıklamıyorum. Sayıklayacak bir şey bırakmamışım kendime. Ya da duyabilecek insan olmadığı için yanımda, ben bilemiyorum.
 Daha çok çalışıyorum. Bir süre de olsa beynim başka yerelerde. Evde yalnız olunca kendimi başkalarına adıyorum sanki buna ihtiyaçları varmış gibi. 
Benim neye ihtiyacım var? 
Biliyor musun sen?
 Ben bilmiyorum. 
Bilemiyorum. 
Bilmek istemiyorum. 
Sadece bitsin istiyorum. 
Bitirilsin istiyorum.  
Yoruldum hem senden hem kendimden. Kendimi bilemiyorum.
 Yine yağmur yağıyor sevgilim. Nasıl da seversin yağmur yağarken sesini dinlemeyi pencere kenarındaki kanepemizde. Hatırlar mısın, beraber uzanırdık. Sen göğsüme yaslanırdın, ben de saçlarını okşardım. İpekten telleri içimi ürpertirdi saçının. Sonra başını öperdim, yüzünü severdim. Sen de yerin sevmiş kedi gibi biraz işveli, hoşuna giderdi. Yüzünü sürerdin nasırlı ellerime, sanki daha çok sev dermiş gibi…
 O kanepe yalnız şimdi. Taşınıyorum o seviştiğimiz evden. Sokak lambasının altında, yeni sahiplerini bekliyor habersiz, biraz titrek. Yine yağmur yağıyor zaman zaman üzerine. Bazen işe giderken selamlıyorum, akşamın karanlığında okşuyorum bazen yırtık yüzünü, çıkık tellerini Hatırlarmısın, üzerinde hep bir battaniye olurdu. İskoçvari… O örtüyü kaldıramıyorum. Yıkayamıyorum aşkımızın kokusu gitmesin diye. Bazen, banyoda sabununu görüyorum. Sıradan hamam sabunu. Ne çok severdin. Elim uzanmıyor sabununa. Sanki dokunsam elimden kayıp gidecek. Sokakta yürürken kokunu alıyorum ara sıra. Islanmış toprakta sen varsın ve yağan ilk yaz yağmurunda. Sonbaharda kükreyen şimşeklerin sesinde, kışın bastıran sağnaklarda. Şemsiyesiz sevgililerin üzerinde kokun. Sokaklar sen oluyor, beni sarıyor yalnızlığım. İçim ürperiyor, gözlerim doluyor, ağlayamıyorum.
Özledim seni
                                                                                      Demlik - 07/12/2008

Saklamam sözlerimi içimde, Kalbim dilimdedir; anlayabilene...

Gizlenemeyen gerçek,
Bastırılmış Duygular
Sinmiş anılarla dolan
O en güzel yıllar.

Saklayarak geçirdiğin her gün
Katlanarak artar
Ceraatli sivilce gibi
Kendi zehirinde boğulur, çevresini yakar.

Maceradır, çoğu anlamsız
Saklamaya değmez ama, paylaşmaya da gelmez.
Çocukluk heyecanları...
Kendine adanmış gizli sözler soyu

Gırtlakta durur, tam ortada
Düğümlüdür en tatlı yerinde boğazın
Erkeksidir, saklıdır, atadır
Zaten çoğu erkeklerdedir sırların

İlk sivilceleriyle başlar ergenliğin,
Bir düğüm olup bekler yerinde.
Her yutkunuş, yeni bir kurtuluştur her öksürüş gibi
Ve yeni umutlar bitmez can çıkmadan, yinelenir, yenilenir.

                                                                                        TmT - 2006

Başlık 2

Bakabilene bakmaktan öte
Bir bakış atmak hayata,
Her anı didik didik etmektense
Akışıyla yaşamak zamanı

  TmT - 2006

O. Çocuğu

Yağmurlu bir gündü ve üşüyordun sırılsıklam
Aklın almıyordu bu yaz günü yağan serin yağmuru
Ve ellerin yüzüne gitti. Dökülen saçlarından rahatsız yüzün
Dudaklarında yorgun gecelerin sarhoşluğu
Bozulmuş rujun, akmış makyajın
Gözlerin bakayazıyor uzaklara ve uzaklara
Limanda rastladığın küçük kızın sevinç çığlığı kulaklarında
Yaz yağmuru gözlerine doluyor, sığmıyor, taşıyor
Yerler artık daha ıslak eskisinden
İşte karşında küçük kız, geçiyor önünden
Annesi, abisi ve bebeğiyle
Herkesten neşeli, herkesten hevesli,
Sanki yağmur değmiyor onlara.
Geçip gidiyorlar zilli faytonun ardından.
Dar sokaklarda kayboluyor gölgeleri
Ve yağmur siliyor izlerini
Sen yine bir başına,
Islaksın ve bozulmuş makyajınla ağlıyorsun kaldırımlarda
Yorgun dizlerin taşıyamıyor ağırlaşan ruhunu
Beynin bedeninden fırlayacak gibi zonkluyor, gözlerin mor
Belli, akşamdan kalmasın biraz, sabahın mahmurluğunu yaşamamış yüzün
Peki ya o nasıl? Kaç yaşında oldu dersin…
Üç, dört, sekiz?..
Hala aklında onu terk edişin
Mecburdun belki, yoksulda değildin ayrıca
Ama beden işçisiydin
Yanında taşıyamazdın bir günahsızı günahlarınla
Daha doğmadan adını koymuştun oysa
Melisa
Şimdi o da yorgun ve seni arıyor
Durumu gayet iyi, artık liseye gidiyor
Yeni bir annesi ve yetimhaneden kurtaran kahraman bir babası
Bir de abisi var zor günler için yanında ona destek olan.
Öğretmen olacak kızın, öyle istiyor…
Kaç yıl geçti aradan ve kaç beden geçti üzerimizden
Tenin hala temiz, yüreğin hala yaralı
Sen gecelerin işçisi, yorgun baykuş
Sana biçilen kaderi yaşıyorsun, o da kendininkini.
Unutmalısın artık. Yaşanmıyor acıyla
Keder dinmiyor onu acıyla andıkça
Toparlan artık bak öğlen oluyor.
Dinlenmelisin, yaz akşamları iş çok oluyor
Haydi kalk ayağa, sil makyajını
Sıcak duşunu al, boyozun ve çayın masanda olsun.

Giden gitti kalan sağların canı sağolsun   

                                                                     07/12/2008 - TmT

Başlık 1

Güzel kıyafetler yada makyajlı yüzler
Kapatamaz ruhun pürüzlerini
Düzeltemez Yüreğin Acısını
Dindiremez beynin yangısını,
Anlatamaz hayatı

Kim anlayabilir ki aslında kim olduğumuzu
Kime açabiliriz
Yüreğimizin en derin kapılarını
Paylaşabilirmiyiz en küflü anılarımızı

Zehirli bir oksa söz,
Vede kınıysa yürek hançerin
Bu hayatta yaşamaya ne gerek
Artık çekemiyorsak kimseyi
Ya da özlüyorsak geçmişi sırılsıklam
Neyimize gerek bugünü yaşamak

                                                  TmT 22 / 10 / 2006

Bizden

Yanıyor da elbet en derinden
Kimi uyurken
Kimi ağlarken
Kimi gülerken

Sızı sızı kötü cümlelerden
Bir senden
Bir ondan
Bir bundan

Sözler aşikar, yüzler aşikar
Söylediklerimizden
Ve söyleyemediklerimizden
Arada bizden


02.12.2008 / BURSA

Ellerim tutamıyor kalemimi
Yine de akıyor mürekkebi ruhumun
Şekilsiz lekeler bırakıyor defterime
İçinden geldiği gibi, yalansız ve sessizce

Kontrolü yok ellerimin, bilinçsiz
Gözlerimse izliyor elimi, sessiz
Yüreğim lekeler bırakıyor kağıda, ümtsiz
Soluğum kesiliyor merakla
Bir sonraki leke,
Bir sonraki kan,
Bir sonraki yara,
Deniz melteminin tuzuyla
Durdurabilecek mi akan yüreğimi
Yoksa daha da yakacak mı ruhumu tuzuyla
Yalnızlıklarımı, kafirane...

Kül

Bilmemek var ya kibritin hangi ucunda olduğunu
Hangi ucunda olup kimin yanacağını
Kimin yanıp kül olacağını
Kül olup ırmaklara karışacağını
İşte bu ihtimaller yakar beni
Sana ne olur bilemem
Yakar kül eder beni


19.07.2008 / BURSA

Dostun Dosta Öğüdü

Kaçmak

İnsan neden kaçarki kendinden. Affedilemeyecek bir hata yaptıgına inandığı zaman mı yoksa kendini affedemediğinden mi? Zor olanı tercih eder coğu zaman insan. Kaçmayı başarır. Belki kolaydır başkaları için kaçışlar. Geri dönüşü olmayan yollar ve bir o kadar geride bıraktıkları -yolların sayısına müsavi-.
Zor olanı başarır insan. Tepetaklak olur hayatı her kaçışında. Ya birilerine bırakmıştır hayatının geride kalanını yada yeni hayatlara yer açma isteği sarmıştır yine. Ama kaçmak her seferinde aynıdır. Kaçmak kaçmaktır.
Utandıgında kaçar insan. Bazen kendinden utanır bazende utanmasına inandığı kimselerin varlığı sarar düşsel ve bir o kadar zevksiz olan hayatını. Ve yollar ve yine uzak menziller boy boy filizlenir kaderinde. Ama kaçmak aslında her kula nasip olmayan bir vuslattır. Kaçmak kaçmaktır.
Yorulduğunda kaçar insan. Yorulmak onun kaçmasına engel değildir sonsuz düzlüklerde. Ya onu yoran birileri vardır onun istemdışı şekilde hayatına kattığı ya da o birilerini hayatına kendi katar ve kendi kendini yorar. Ve umursamaz gelsede aynı yaşantılar o kendinden ayrı olmayan bir dostuna, tekrar tekrar sığınır. Kaçmak kaçmaktır.
Sözlerine yenildiğinde kaçar insan. Belki bir ömürlük verdiği sözler vardır hayatında yenilgisi başkalarını kandırır veya oyun oynarcasına verdiği sözlerle yenilir elle tutulmaz,bitmek bilmez gecelerinde sessizliğin. Tercihini kendisi yapmıştır. Kaçmak kaçmaktır.
Susmaktan kaçar insan. Ya söyleyemedikleri vardır birilerine ya da söyledikleri onu kaçmaya zorlar. Ama her seferinde pişmanlığı vardır, susuz kentlere yağmur yağdırmayan bulutların ki gibi. Ve onların -bulutların- rüzgardan kaçtığı gibi kaçar mekanından apansız.

Sonuç yine aynıdır. Her terkedilişin verdiği dirilişle kaçmak kaçmaktır.

                                             Sevgili dostum Simten'in mailinden alıntıdır

Kıskançlık

Kesif bir kokudur kıskançlık
Bir anda içini dolduran
Yanık süt kokusu gibi genzini acıtan
Hissedersin...
Kalbin burnunda atmaya başlar
Gözlerin dolar,
Acıdan...
İçinden inlersin, kavga edersin onunla, yüreğine akıtırsın yaşlarını
Dağlar,
Gözyaşlarının tuzu
Yüreğini,
Paslanmaz da olsa demirden de
Yine sever
Yeniden sever, tazelenir, yeniler
Fakat hiç unutulmaz
Ne ilk, ne de son sevgililer

Rudiye...

Günebakanları seyretmek değildir azad eden ruhu,
Acı çektiğin anlardır,
O'nu düşündüğün, O'na adadığın anlardır.
Ve bazen bilememektir sevdiğini.

Cehalet değilmidir mutluluğun ilacı.
Bilmemek,
Görmemek
Duymamak ve üç maymunu oynamak...

Günebakanları seyretmek değildir azad eden,
Aşka sürgün, yaralı ve yorgun, esir düşmüş acılı ruhu.
Bilmemek adını,
Görmekek yüzünü,
Ve duymamak sesini, üç maymunu oynakam en yakınında
Başka gözlerle sevişirken işvesi, elinden tutarken yabancı bir adamın,
El olurken elleri, üç maymunu oynamaktır cehaletin bedeli...