İnsanı yakan her acı, gerisinde külle karışık anı parçaları bırakır. Bazen insan küllerle anıları ayırır ve yeniden, yeni hayatlar kurmaya başlar. İşte ben o anlardan birindeyim. Acemiyim ayrıca. Nereye gideceğimi ve ne yapacağımı bilememenin acemiliğinde savruluyorum. Küllerime küller, anılarıma başkalarının anılarını ekliyorum pervasızca. Dolaşıyorum amaçsız, tanışıyorum insanlarla ve onların anılarıyla besleniyorum. Gecemi de bilmiyorum gündüzümü de. Uyuşturulmuş hayvanlar gibiyim, çaresiz beynim. Sadece gülüyorum. Ağlamak istiyorum... Her gün biraz daha kendimden eksiliyorum. Tutunacak dallarımı kendim kesiyorum ve artık çevremde ne dost ne de sevebileceğim insan göremiyorum. Eskiyorum günden güne, parçalanıyorum.
İşte sevgilim, seninle böyle bir günde tanışmak isterdim. Her şeyimi kaybettiğim, benliğimi bile. Kendimi tanıyamadığım o anda, seninle kendimi bulmak, o parçaları ayrıştırmadan, güzel diye adlandırdığım ama yakmak zorunda kaldığım anılarımı seninle süslemek isterdim en içten…
Ama olmadı. Yoktun ya da sen gelmek istemedin. Geleceğini söyledi tüm falcılar, ama gelmedin. Ben mi kördüm yoksa o kadar mı derbederdim karşında. Yoksa o kötü tesadüflerden birimiydin sen de. Yanlış yerde, yanlış zamanda mı tanışmıştık. Ya da hiç mi tanışamadık senle. Ben hala bekliyorum sevgilim. Hala seni bekliyorum.
Bugün şaşırmayacağın bir karar aldım. Temiz olmak istiyorum milyonuncu kez. Bakalım kaç gün sürecek…
Yine saklandım. Üç gün sonra çıkarım mağaramdan. Avam kişilerle tanışıp basit işler yapıyorum hayvani. Sükunetimi kaybettim. Sesim fazla çıkar oldu karanlıkta. Artık geceleri sayıklamıyorum. Sayıklayacak bir şey bırakmamışım kendime. Ya da duyabilecek insan olmadığı için yanımda, ben bilemiyorum.
Daha çok çalışıyorum. Bir süre de olsa beynim başka yerelerde. Evde yalnız olunca kendimi başkalarına adıyorum sanki buna ihtiyaçları varmış gibi.
Benim neye ihtiyacım var?
Biliyor musun sen?
Ben bilmiyorum.
Bilemiyorum.
Bilmek istemiyorum.
Sadece bitsin istiyorum.
Bitirilsin istiyorum.
Yoruldum hem senden hem kendimden. Kendimi bilemiyorum.
Yine yağmur yağıyor sevgilim. Nasıl da seversin yağmur yağarken sesini dinlemeyi pencere kenarındaki kanepemizde. Hatırlar mısın, beraber uzanırdık. Sen göğsüme yaslanırdın, ben de saçlarını okşardım. İpekten telleri içimi ürpertirdi saçının. Sonra başını öperdim, yüzünü severdim. Sen de yerin sevmiş kedi gibi biraz işveli, hoşuna giderdi. Yüzünü sürerdin nasırlı ellerime, sanki daha çok sev dermiş gibi…
O kanepe yalnız şimdi. Taşınıyorum o seviştiğimiz evden. Sokak lambasının altında, yeni sahiplerini bekliyor habersiz, biraz titrek. Yine yağmur yağıyor zaman zaman üzerine. Bazen işe giderken selamlıyorum, akşamın karanlığında okşuyorum bazen yırtık yüzünü, çıkık tellerini Hatırlarmısın, üzerinde hep bir battaniye olurdu. İskoçvari… O örtüyü kaldıramıyorum. Yıkayamıyorum aşkımızın kokusu gitmesin diye. Bazen, banyoda sabununu görüyorum. Sıradan hamam sabunu. Ne çok severdin. Elim uzanmıyor sabununa. Sanki dokunsam elimden kayıp gidecek. Sokakta yürürken kokunu alıyorum ara sıra. Islanmış toprakta sen varsın ve yağan ilk yaz yağmurunda. Sonbaharda kükreyen şimşeklerin sesinde, kışın bastıran sağnaklarda. Şemsiyesiz sevgililerin üzerinde kokun. Sokaklar sen oluyor, beni sarıyor yalnızlığım. İçim ürperiyor, gözlerim doluyor, ağlayamıyorum.
Özledim seni
Demlik - 07/12/2008